...reklâm ederler diyeyim, siz anlayın. Burada Mavi Jeans bir reklam yapar "
Burası İstanbul" diye, ortalığı bulandırır, hangi kimliğe gireceğini bilemezsin.
"Aa kızım erkek arkadaşının jean'ini mi giydin?"
"Yoo moda şimdi bu, boyfriend jeans...eee burası İstanbul."
"Oğlum ne bu hâl böyle? Kavga mı ettin yoksa sen?"
"Anne ne kavgası ya? Öğren artık, bu benim tarzım."
Bunların üzerine çok yazıldı, konuşuldu.
Youtube yorumları, "benim" diyen reklâmcıların daha diriyken kemiklerini sızlattı.
Ekşisözlük yazıları, "benim" diyen sosyal bilimciyi komadan uyandırdı.
Mavi Jeans çok, çok cesur davrandı. Biz ne yaptık?
Yumuşak karnımıza bir küçük patpatla biz
1000 osurduk. Kalın sırtımızı hafif bir ovaladı, biz
1000 geğirdik. Mavi Jeans,
elimize konuşacak, tartışacak bir konu verdi, gıdıkladı,
dürttü. İstanbul'un tanımlanamazlığından, boşluğundan yararlandı. Orayı istediği gibi doldurmaya hak gören bizler, başkasının nasıl doldurmayı planladığını görünce şaşıralım diye. Boşuna değil
Ayşe Çelem'in
Mavi Jeans için yaptığı
bu tişört tasarımındaki tamamlanmamışlık. Bir şeyler eksik bu şehirde, daha kendi, daha kentli kültürü oluşmadı. (Oluştukça bozunma halinde ya da.)
Birileri de gelir, Tünel'deki dükkânında bu markanın
İstanbul tişörtlerini öyle bir remiksler ki, hangisini giyeceğini bilemezsin.
Bak şimdi bi çıkalım entel kafasından.
Fatih Sultan Mehmet - The Conqueror imzalı...pardon Tuğralı tişört mü istersin, yoksa
I AM PROUD TO BE OTTOMAN'ı mı giyersin...
En iyisi sana arapça hattat fiyakasıyla İstanbul yazılı tişört verelim.
Özellikle bu arapçamsı yazılı tişört gerçek anlamda bir Tarlabaşı remiksidir, Youtube jargonunde bir "video response"tur Mavi Jeans'in İstanbul tipografili tişörtüne.
Senin benim sarılacak hassas, minimalist bir İstanbul imajımız olabilir
beyaz yakalı kentlimsi'ler olarak. Biz nasıl tam kentli olamadıysak, şehrin bir sonraki görüntüsüne, gelecekteki sanal gerçekliğine tutunuyoruz o tişörtle. Gerçek üstü bir hayâli takip ediyoruz. Sanatsal, zarif, minimalist, hatta kaldırımları bile medeniyet seviyesiyle ters orantılı bir şehir belki. Ama tabii ki hayâl satın alıp hayâl giydiğimiz için, şu anki şehirle alâkamız yok. Şu anki zeminimiz sallantılı.
Bir adım ilerisine hoplayınca ancak ayağı sağlam basabiliyor,
şimdide sanal bir gerçeklik yaşıyoruz.
Yine senin benim gibi (blog okuyorsun, daha ne olsun) tam kentli olamayan, yukarı yakadan (uptown'dansın daha ne olsun) bizim gibi beyaz yakalı değil ama aşağı yakadan köylümsü Canolara, Hasolara kulak ver. Köylümsü diyorum çünkü doğal ortamında köyde değiller, kentteler. Bizim kentlimsi olduğumuz kadar, köylümsüler. Belki yaşları büyükse, reklâmdaki analar babalar onlar, veya onların şehre yabancı, kentlimsi iç göç çocukları. Bu zeminsiz çağda onların da şehrin şu gerçek ânına tutunmasını beklemiyorum. Özellikle de, çoğunlukla Hasoların Canoların oylarıyla iktidara bomba gibi bir destekle gelen o politik irade, daha sonra bayramlarda çocukların bile kapısını çalıp kaçmaya değer bulmadıkları derecede karaktersiz bir hâle gelmişse, neresine tutunabilirler? Şu anki zemin sağlam değilse, o zaman sağlam zemin belki de bir adım geridedir: Osmanlıdadır, Tuğradadır, Fatih Sultan Mehmet'tedir.
Bazı bazı böyle reklamlar, içinde yaşamayı seçtiğimiz, bir adım ileride veya bir adım gerideki o gerçek ötesi hâli bir dürtükleyiverir, bizi şu anki gerçek zamana bir kısadevreyle bağlar. O zaman yükselerek arşa değer belki başımız ve ne önünü ne ardını bildiğimiz yuvamız için "Burası İstanbul" diye haykırırız. Belki kot alır götü kıvırırız, belki almaz kafayı sıyırırız.
Ozan Sakin